Tüketici Finansmanı Rehberi 2009 Değerlendirmesi
Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

Tuketicifinansman.net | 17 Aralık 2017

Yukarı dön

Yukarı

Tüketici Finansmanı Rehberi 2009 Değerlendirmesi

Editör | Son güncelleme: 04 Ocak 2011

Bir şekilde 2009 yılını geride bıraktık. Artık önümüze, yani 2010 yılına bakıyoruz. Yeni yılla ilgili hem özel hem sektörel beklentilerimiz var. Özel beklentilerimiz ile sizleri sıkmak istemiyoruz, bu nedenle TuketiFinansman.net  olarak sizlere yarın sektör beklentilerimizden kısaca bahsedeceğiz. Ancak öncelikle 2009 ile ilgili bir değerlendirme yapmaya karar verdik.

2009 yılı tüm dünya bankaları açısından oldukça zorlu geçen bir yılken, Türk bankacılığı açısından bakıldığında bankaların tüm olumsuz şartlara rağmen güzel sayılabilecek karları açıkladıkları bir dönem olarak karşımıza çıkıyor.

Türk bankacılık sektörünün tüm dünya genelindeki bankacılık sektöründen ayrılmasında iki önemli sebebin öne çıktığını görüyoruz.

Bu sebeplerden ilki, Türkiye’nin yeni bin yılın başında yaşadığı 2001 krizi ve krizin külleri arasından bankacılık sektörüne doğan regülatif otorite Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu‘dur (BDDK). BDDK tarafından bankalara getirilen sermaye yeterlilik gibi ölçülebilir faaliyet kriterleri sayesinde, bankaların finansal yapıları kırılganlıktan uzaklaştı. Bu regülasyon bankaların biraz hantallaşmasına sebep olsa da, yapılarını kuvvetlendirmesi açısından önemli bir gereklilikti ve şu anda Türkiye’de batmış bankaların bulunmamasının ardında yatan tek gerçek olarak bu konuşuluyor.

Bir ikinci neden ise Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların hazine işlemlerinin FX ile sınırlı kalması ve bankaların içinde mortgage kağıtlarından üretilmiş 1’e 34’e varan kaldıraçlı türev ürünlerine girmekte geç kalmış olmaları. Geç kalmayıp söz konusu türev ürünlerde yoğun olarak işlem yapmış olsalardı; şu anda Türk bankacılık sektörünün ne kadar güçlü bir altyapısı olduğu hakkında değil de, ülkemizdeki bazı bankalarının riskli hazine işlemleri nedeniyle nasıl battığından konuşuyor olurduk.

20092009 kriz yılı olunca ve kapanan işyerleri, duraklama hatta gerileme dönemine giren sektörler nedeniyle tüketiciler işsiz kalınca, bankaların sorunlu alacaklarında büyük sıçramalar yaşandı.

2009 yılının ikinci çeyreği itibari ile hükümet tarafından gündeme getirilen sicil affı ve sorunlu kredi kartı ve kredi borçlarının yapılandırılması ile ilgili yasa tasarıları sayesinde, bankalar bu alacaklarının önemli bir kısmını tahsilat imkanına kavuştu. Söz konusu tahsilat arzu edilen faiz oranları açısından olmasa da, tahsilat oranları açısından bankaların işine yaradı.

Söz konusu tahsilat uygulamalarından faydalanmak isteyen tüketiciler için ise net olarak bir gelişme olduğunu söylemek maalesef mümkün değil. Sicil affından yararlanmak isteyen ve takipteki borçlarını Temmuz 2009’a kadar tamamlayan tüketicilerin Merkez Bankası nezdindeki kayıtları silindi. Ancak bankaların kredi başvurularında öncelikli olarak referans kabul ettikleri KKB’de yer alan kayıtların sicil affı kapsamına alınmaması nedeniyle, bu tüketicilerin bankalar ile yeniden bir kredi ilişkisi kurabilmeleri birkaç istisna hariç mümkün olmadı.

Yazılarımızda yeniden yapılandırma kanunu olarak bahsettiğimiz düzenleme, 2009’da haklarında idari, yasal veya icra takibi başlatılmış tüketicilere borçlarını eşit taksitler ile uzun vadelere yayarak ödeme imkanı tanınması tüketiciler için olumlu bir gelişme olarak kabul edilebilir. Ancak yapılandırma tamamlayan tüketicilerin rehabile edilerek tekrar finansal sisteme kazandırılması konusunda hiçbir yasal düzenleme yapılmamış olması, bu uygulamaya taraf olan tüketiciler için atlanmış olan en büyük handikaptır. Kamuoyunda populist bir yasal uygulama izlenimi yaratılırken, bankaların tahsilat kapasitesine destek verilmiş olundu.

Bir ekonominin sağlıklı bir düzen içinde işlemesi için gerekli olan kriterlerin başında, finansal kurumlar ile gerçek ve tüzel kişilerin kredi ilişkilerinin de devamlılık göstermesi yer alıyor. Yasal düzenlemelerin tamamen bankaların tahsilat imkanlarını arttırmaya konsantre şekilde kanunlaştırılması, beklenen ekonomik gelişmelerin gecikmesine neden olmakta. Bir yandan “alın verin ekonomiye can verin” diyip, diğer yandan geçmişte sorun yaşadığı borcunun geri ödemesini tamamlamış tüketicinin sisteme tekrar dahil olması ile ilgili ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri tamamen göz ardı ederseniz; taşıma su ile değirmen ekonomiyi tekrar döndürmeye çalışmış olursunuz ama çok kötü patlarsınız.

Kartlı sistemler açısından bakıldığında ,tüketicilerin alışveriş davranışlarıyla ilgili de değişimler görüldü. Kartlar ile yapılan alışveriş tutarlarında bir gerileme söz konusu oldu. Temassız kartlar gittikçe yaygınlaşmaya başladı, öyle ki temassız kart sayısında Türkiye İngiltere’nin ardından ikinci sıraya oturdu.

Geride bıraktığımız yıl, KOBİ’ler açısından yaşanan en kötü yıllardan biri oldu desek abartmış olmayız. Bankaların ticari kredileri geri çağırması yasal açıdan mümkün olduğu için, kredi ile büyümeyi tercih etmiş KOBİ’ler bir anda çok zor durumda kaldı. Bunların arasında finansal yapısı gerçekten sağlam olanlar dışında bir çoğu ortadan kalktı. Ortadan kalkan KOBİ’lerin işimkanları da yok olunca işsizlik aldı başını yürüdü. Artan işsizlik, yukarıda bahsettiğimiz yasal düzenlemelere rağmen bankaların gecikmeli alacaklarıyla ilgili oranlarındaki artışın devam etmesine sebep oluyor.

İşsizlik şu anda ülke ekonomisinin önündeki en kritik veri. Türk tüketicisinin alışveriş davranışlarında izlenen değişimin en önemli sebebi iş güvencesi konusunda duydukları endişe. İşsizlik konusunda alınabilecek önlemler ise ülkemizde çok sınırlı. Özel işssizlik sigortalarını bu işsiz kalmanın hasarlarını azaltıcı bir önlem olarak alternatifleriyle beraber sizlerle paylaşmıştık. Geçtiğimiz günlerde bu alanda sundukları ürünlerle öne çıkan Garanti Emeklilik ürünleriyle ilgili olarak bir okurumuzun bizimle paylaştığı sorunu ve konuyla ilgilil okurumuzun yapabilecekleri konusunda aldığımız görüşleri de sizlerle paylaşmıştık. Garanti Emeklilik’in bu etikliği tartışılabilir uygulamaları hem söz konusu kurum, hem de sektör için kötü bir ün oluşmasına sebep oluyor.

2009’da krizle mücadele kapsamında tüm dünya merkez bankaları gibi T.C. Merkez Bankası da faizlerde indirime gitti. Bankalar ise söz konusu indirimleri mevduatlara yansıtırken oldukça çevik ve atik davranırken, kredi faiz oranlarına yansıtırken oldukça ağırdan aldılar.

Özellikle Amerika’da faiz oranlarının 0 ila 0.25 arasında seyretmesi nedeniyle buralardan alınan krediler ile Türkiye gibi gelişmekte olan ülke borsalarına giriş yapanlar bu borsaların coşmalarına sebep oldu ve bir önceki yıldaki kayıplarını telafi ettiler. Bu nedenle ülkemizde 2009 yılı için en büyük getiriyi hisse senetleri sağladı.

Altın fiyatları da özellikle yılın ikinci çeyreğinden itibaren başladığı hareketi yılın son ayına kadar istikrarla taşıyarak tarihi rekorlara şahit olmamıza sebep oldu. Yılın son günlerindeki gerilemesi biraz hayal kırıklığına sebep olmuş olsa bile, doğru pozisyonda karlarını realize edenler için oldukça akıllıca bir tercih olmuş oldu.

Mortgage ve gayrimenkul açısından durgun bir yıl geçti sayılsa da, bankalar tarafından geç de olsa devreye giren kredi faizlerindeki indirimler, özellikle geçmiş yıllarda daha yüksek oranlarla konut kredisi kullanmış tüketicilere refinansman imkanı sağlayarak biraz olsun yüz güldürdü.

2009 yılının, her kriz yılı gibi genelde tüketicileri tedirgin eden ve biraz da yıpratıcı geçen bir yıl olduğu söylenebilir. Bununla beraber sınırlı da olsa bazı fırsatlar sağladığını da inkar edemeyiz. 2010 ve ötesinde ne olur diye merak edenleriniz varsa, o da bir sonraki yazımızın konusu….