web statistics

Tüketici Kredileri, Kredi Kartı Mağdurlarını ve Varoşları Hedefliyor


Varoş kelimesini hiç sevmesek de pek yakında gazetelerde benzer başlıklara rastlayacağız gibi gözüküyor. Bankaların şüphesiz en gözde tüketici finansman ürünlerinden kredi kartlarına piyasa doydu mu? Aslında daha doymadı, piyasa gelişme potansiyelini hala taşıyor (bkz Fish kart). Ancak kredi kartı aynı zamanda bu artan kullanıcı sayısına paralel olarak kötü bir şöhrete sahip oldu. “Adı çıktı dokuza inmez sekize” misali kredi kartı artık kumar, uyuşturucu veya alkol gibi yuva yıkan bir felaket olarak görülmeye başlandı.

Kamuoyuna ve gündeme yansıyan kredi kartı borcu mağdurlarının da artmasıyla devlet bu konuya müdahale ederek bu ürüne özel bazı regülasyonlar getirdi. Kredi kartı kanunu olarak da bilinen bu yasal düzenlemeler bankaların bu üründen elde ettikleri karları etkiledi. Her ne kadar bankalar bu üründeki karlılıklarını korumak konusunda azimli olsalar da, kalan mevcut pazar payındaki rekabetin yoğunlaşmasıyla kar marjlarının düşmesine engel olamadıkları için, yüksek kar marjı potansiyeli taşıyan diğer tüketici finansman ürünlerine doğru bir yönelme başladı. Kredi kartı faiz oranlarına tavan getirilmesi, bazı ücretlerin tamamen iptal edilmesi, bazılarının tahsili için sözleşmenin belli özellikler içermesinin şart koşulması; finansal kurumları kredi kartında atılacak taşın ürkütülecek kurbağaya deyip değmeyeceği konusunu sorgulamaya ittiğini düşünüyoruz.

Bankacılar, ilk hedefiniz mortgage!

Günümüzde devam etmekte olan global kriz öncesi likidite bolluğu nedeniyle kredi kartı yerine gelecek alternatif karlı ürünün mortgage olacağı düşünülüyordu. Düşüş trendi içinde olan faizler nedeniyle herkes mortgage’ın orta gelir grubu arasında kısa sürede yaygınlaşıp bankalara hem yeni bir kredi türünden ek bir faiz geliri, hem de mortgage kredilerinde menkul kıymetleştirme imkanı nedeniyle ucuz kaynak sağlama potansiyeli sağlayacağını düşündü. 2007 yılında bankalar organizasyonlarını ve operasyonlarını mortgage kredilerinde pazar payı kapmaya yönelik revize ettiler. Geçmişte bankalar tarafından izlenilen agresif bir satışlarla pazar payı kapmak uğruna verilen kredi oranları, şu anda güzel birer anı olarak kaldı. Son altı aydır Türkiye’nin lokomotif sektörü olarak tasvir edilen gayrimenkul sektörü kan ağlıyor. Satışlar durdu, gayrimenkul fiyatları geriliyor, YTL’nin dolar ve avroya karşı aşırı değerli olması ve yükselen kredi oranları nedeniyle acil ihtiyacı olanlar dışında herkes gayrimenkul alma planlarını ertelemiş durumda. Bankacılar ise mortgage kredilerindeki rekabet sonucu verdikleri oranlar yüzünden zaten ya zarardalar ya da başabaş durumdalar. Önümüzdeki iki sene tüm dünya bu mortgage kaynaklı krizden çıkana kadar Türkiye mortgage kredileri kendinden beklenen büyük atılımları yapamayacak gibi gözüküyor. Bu durum bankaları başka dallar aramaya itiyor.

Muhafaza-kar Türk Bankacısı

Konumuzdan biraz uzaklaşır gibi olacağız ama bu konuya da değinmekte fayda var. Türkiye’de yeniliğe en çok önem veren iş kollarından biri olmasına rağmen bankalar, tüketici finansman şirketleri ve katılım bankaları gibi tüm finansal kuruluşlar muhafaza-kar yapıya sahiptir. Yani tüm faaliyetlerinin arkasındaki en büyük motivasyon karlarını muhafaza ve maksimize etmektir. 2001 krizi öncesi yüksek oranlarla devlete borç vererek, biraz da gerçek bankacılık yaparak bu ideallerine kavuşurken, 2001 krizinin ardından gerçek bankacılığa dönüş başladı.

Kriz sonrası masraflı bankacılık devri

2001 krizi öncesi bireysel bankacılık işlemlerinde müşterilerden bu kadar masraf alındığını hatırlıyan var mı ? Bizim aklımıza bir tek İş Bankası geliyor. İş Bankası hiçbir bankanın masraf almadığı dönemlerde müşterilerinden birçok işlem için masraf ve senede bir kere hesap işletim ücreti alıyordu.

Bir dönem İş Bankası’ndan havale masrafı aldırmamanın tek yolu parayı gönderdiğiniz kişinin askerlik görevini yapıyor olmasıydı. Atatürk’ün bankası Mehmetçik ile ilişkilerinde hiçbir zaman kar amacı gütmez. Biliyoruz reklam gibi oldu ancak Atatürk’ün kurduğu banka olmanın getirdiği sorumlulukların bazı durumlarda İş Bankası’nın bankacılık faaliyetlerinin önüne geçtiği vakalar bunun en büyük kanıtı.

Bankalar karlılıklarını tekrar bankacılık faaliyetlerinden kazanmak zorunda kalınca, o tarihe kadar masrafsız bankacılık işlemleriyle şımartılmış Türk tüketicisi masraflı bankacılık ile karşı karşıya kaldı. Bu dönem bankacılıkta alternatif dağıtım kanallarının patlama yaptığı dönem oldu. Masraflı bankacılıktan kaçınan beyaz yakalı tüketicileri sistemden kaçırmamak için bankaların hemen hepsi başta internet, ATM ve çağrı merkezlerine yatırım yaptılar (daha sonraki yıllarda çağrı merkezlerinin banka organizasyonları için astarı yüzünden pahalıya geldiği ortaya çıktı ama konumuz bu değil).

Günümüzde bankalar müşterileri için gerçekleştirdikleri neredeyse her işlem için bir ücret talep ediyorlar. Kredi verirken bile faizin yanısıra dosya ücreti, tahsis ücreti, kredi işletim ücreti gibi kredi başvuru aşamasında veya kredi taksitlerine giydirilmiş ücretleri talep etmekteler. Kredi kartları ve tüketicilerin bu ürünün yapısından kaynaklanan mağduriyetleri, kamuoyunu ve sektörü regüle eden otoritelerin dikkatini çekip kredi kartı uygulamalarına yasal müdahaleler başlayınca, finansal kurumlar kredi kartı ürün ağacı altında alıştıkları kadar rahat bir hareket alanı bulamaz oldular.

Bankaların ve finans kurumlarının yeni gözdesi tüketici kredileri

Bankaların ve diğer finansal kurumlar, kredi kartı hizmetlerinde daralan manevra alanı nedeniyle gözlerini tüketici kredilerine çevirmiş durumdalar. Tüketici kredileri içinde Nakit Kredi‘ye daha bir özel ilgi gösteriliyor. Bankalar, içinde bulunduğumuz senede organizasyonlarını nakit kredi satış ve pazarlamasına yöneltmiş durumdalar. Faturalı malların alımı için kullanılan tüketici kredilerinin yapıları aşağı yukarı belli ve orta gelir grubu da bu tür krediler ile nispeten daha deneyimli olduğu için maliyetler açısından daha bilinçli tercihler yapabiliyorlar. Öte yandan mevcut nakit kredi uygulamaları daha sıkı bir değerlendirme ve ekstra teminat gerektirdiği için, yaygınlığı faturalı ürünler için kullanılan kredilerden az, yani tüketici bu konuda daha deneyimsiz.

Yeni nesil nakit kredilerde hedef, orta ve dar gelirli kredi kartı mağdurları olabilir mi?

Kısa bir süre önce Societe Generale adlı Fransız bankasının Türkiye’de Krediver markası altında sunduğu nakit kredilerden bahsetmiştik. Bu trendin başta tüketici finansman şirketleri olmak üzere bankalar tarafından da izleneceğini düşünüyoruz.

Bankalar tarafından benimsenen yeni yapılanma neticesinde nakit krediler paketleştirilmeye başlandı. Bu paketlere uygulamada üst sınır getirilerek, orta ve dar gelirli nüfusun bulunduğu yerlerde pazarlama faaliyetlerine başlandı. Üstelik bunu yaparken kredi kartlarının kötü şöhretinden faydalanmaktan çekinmiyorlar. Özellikle kredi kartı mağdurlarının daha bol bulunduğuna orta ve dar gelirli kesimin yerleşim bölgelerine yakın yerlerde, aktif olarak pazarlamaya başlayacaklar.

Günümüzde toplumun bu kesiminin kesinlikle bu tür krediye ihtiyacı olduğuna kimsenin itirazı olmaz heralde. Biz de kredi kartı kullanımı ile ilgili yazılarımızın çoğunda kredi kartı borcunu üç aydan uzun süre taksitlendirmek zorunda kalan tüketicilerin vakit kaybetmeden tüketici kredisine başvurarak oluşan borcu daha az maliyetle refinanse etmesini öneriyoruz. Bu açıdan bakılırsa tüketici kredilerinin varoşlara inmesi insanların ayağına gelen bir fırsattan başka bir şey değil. Elbette lüks semtlerde oturan kredi kartı mağdurları da vardır ancak bankalar ve tüketici finansman şirketleri kredi kartı borcu mağduru tüketicilerin yoğunlaştığı bölgelerin varoşlar olduğunu söylüyorlarsa bir bildikleri vardır diye düşünüyoruz.

Yeni nesil nakit kredi paketleri

Orta ve dar gelirli gruba kredi vermeleri bankalar ve tüketici finansman şirketlerinin daha riskli gruplara yönelmeye başladığı anlamına geliyor. Temel ekonomi dersinden hatırlayanlar olabilir, risk arttıkça kar beklentisi de artıyor. Yani bu firmaların, bu müşteri grubundan normal kredi piyasasından biraz daha yüksek gelir beklentisi içerisinde olacaklarını düşünmek yanlış olmayacaktır.

Ortalama bir tüketici krediler hakkında, “borç alıyorum, karşılığında faiz ödüyorum bu da paranın maliyeti + bankanın bu maliyet üzerine koyduğu kar marjıdır” şeklinde bir algıya sahiptir. Bankalar da tüketicilerin bu algılamasını değiştirmemeye özen göstererek özel tasarlanmış yani faizin yanında, itinayla gizlenmiş maliyetler ile bezenmiş ürünleri tüketicilere satmaya çalışırlar. Bu sebepten artık tüketici kredisi başvurusunda bulunurken görüştüğünüz yetkiliden kredi ile ilgili bilgi alırken birazdan bahsedeceğimiz maliyetlerin olup olmadığında emin olun ve alternatifleri karşılaştırırken bu maliyetleri dikkate almaya çalışın.

Yeni nesil nakit kredi paketlerinde limitler en fazla dört kredi kartının limitini karşılayacak civarda tutuluyor. Bu rakama BKM tarafından yayınlanan 2008 kart monitor raporunda yayınlanan 2007 ortalama kredi kartı limitinin 2.650 YTL civarında olduğu bilgisinden yola çıkarak ulaştık. Maksimum 10.000 YTL’lik kredi paketleri halinde olursa, ortalama limit sahibi kredi kartı mağduru üç veya dört kartının borcunu kredi ile kapatma şansı oluyor. Borçlunun borcunu ödeyememesi ve kurumun da bu alacağı tahsil edememesi durumunda, kurumun zarara atabileceği tutara sınır getirmesine imkan veren bu durum, ürünü standart haline getiriyor. Standart haline getirilen kredi ürünü sayesinde süreçler kısaltılıyor ve müşteri talepleri daha çabuk sonuçlanıyor.

Yeni nesil kredilerde dikkat edilmesi gereken hususlar

Eğer yeni nesil bir nakit kredi kullanacaksanız, geri ödeme gücünüzü de dikkate alarak kredinin vadesinin bir seneden uzun olmaması için özen göstermenizde fayda var. Bir seneyi aşan krediler, her ne kadar taksit tutarlarında rahatlama sağlasa da tüketiciyi borç ödeme disiplininden uzaklaştırabiliyor ve tüketiciler bu kredinin borcu bitmeden kendilerini başka borçların içersinde de bulabiliyorlar.

Kredi paketinde faiz dışı maliyetlere nelerin dahil olduğunu mutlaka öğrenin. Dosya ücreti, kredi işletim ücreti, sigorta primleri, tahsis ücreti, kkb sorgusu ücreti gibi isimler altında müşteriye başvuru aşamasında veya taksitlere yedirilmiş hangi maliyetlerin olduğuna emin olun. Mesela komisyon diye bir maliyet var. Tüketici, komisyon olarak isimlendiren bu maliyete razı olursa (%3-%5 arası) 10.000 YTL’lik kredi onaylandığı taktirde bankaya olan ana para borcu 10.000 YTL oluyor ancak banka sizin hesabınıza komisyon oranına göre 300 veya 500 lira eksik yatırıyor. Özellikle kredi kartı borcu kapatacak olanların bu konuya dikkat etmesi gerekiyor.

Eğer şimdi olmasa da gelecekte kredi kartı borcunuzu nakit kredi benzeri bir ürünle kapatmayı hedefliyorsanız, kredi kartı ekstrelerinizin minimum tutarını yatırmaya özen göstermeniz gerekiyor. Bunu yapamadığınız dönemi takip eden ay gecikmeye girdiğiniz bankaKKB’ye bu gecikmeniz ile ilgili bir kayıt gönderiyor ve bu durum başvurunuz değerlendirilirken geri ödemeniz konusunda soru işaretleri oluşmasına neden olabiliyor.

Borcunu kapatacak tüketicinin kredi ayağına gelir mi?

Evet geliyor ancak unutmamak gerekirki bu krediler kredi kartı borcunu taksitlendiren ancak gecikme yaşamayan orta ve düşük gelir grubu tüketicilere hitap ediyor. Bu ürünler bildiğimiz klasik tüketici kredisinden daha maliyetli, ancak kredi kartı borcundan daha mantıklı bir borçlanma aracıdır. Denize düşen yılana sarılır misali bu ürünlere yönelinirse, düşünmeden kredi alan tüketiciler kredi kartları ile yaşadıkları mağduriyeti bu ürünlerde de yaşayabilirler. Bu mağduriyetler ile ilgili devlet yasal önlemler alıp banka ve ilgili finansal kurumların hareket alanlarını tüketicilerin lehine kısıtlayana kadar çok kişinin canı yanabilir. Borçtan kurtulmak isteyen tüketicilerin bilmesi gereken en önemli konu mevcut borçların sağlıklı bir şekilde azaltılması için kredi kullanırken aynı zamanda güncel harcamaların kısıtlanmasının gerekliliğidir.