Ekonomik Krizin Türkiye'deki Yansımaları ve Kanuni Takip
Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

Tuketicifinansman.net | 21 Ekim 2017

Yukarı dön

Yukarı

Ekonomik Krizin Türkiye’deki Yansımaları ve Kanuni Takip

Editör | Son güncelleme: 10 Ocak 2011

ABD’de başlayıp tüm dünyayı sararak devam eden kriz ortamıyla ilgili ikinci dalganın tüketici kredilerinden kaynaklanması bekleniyordu. Sözkonusu beklentinin gerçeğe dönüştüğüyle ilgili haberler gelmeye başladı. İlk dalganın ardından (mortgage krizi) bankacılık alanı başta olmak üzere hatırı sayılır bir işsizlik yaşanmaya başlandı bile. Geride bıraktığımız günlerde açıklanan Amerika (son 14 yılın en yüksek oranı) ve İngiltere işsizlik verileri (son 16 yılın en yüksek oranı), krizde ikinci bir dalganın başlamak üzere olduğunun en büyük göstergesi olarak yorumlanıyor.

Krizde ikinci dalga nedir, nasıl başlar?

Gelişmiş finans ve bankacılık sektörlerine sahip iki ülke olan Amerika ve İngiltere’de artan bir işsizlik var. İşini kaybedenlerin, ekonominin de aynı zamanda duraklamaya girmesi nedeniyle iş bulmaları veya tekrar düzenli bir gelir elde edebilecekleri bir duruma gelmeleri normalden daha uzun bir süre alacak. Bir süre sonra bu ülkede yaşam standartlarını tüketici finansman araçları ile destekleyen tüketicilerin, işsiz kalanların bir kısmının, ellerindeki birikimleri eriyenlerin daha önceden altına girdikleri borçlardan kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmeleri mümkün olmayacak. Bu da, kredi portföy dağılımlarında yüksek oranda tüketici finansmanı ürünü (kredi kartı, tuketici kredileri) bulunan finansal kurumları, bu alacaklardan teminat gösterilerek yaratılmış menkul kıymetleri, söz konusu menkul kıymetleri içeren varsa türev ürünler ve bu ürünleri taşıyan fonları ve bu fonlara yatırım yapan şirketleri zincirleme olarak etkileyerek bir önceki krizde yaşanan benzer domino etkisi içeren ikinci bir dalganın gelmesine sebep olabilir. Bu ikinci dalga gerçekten yaşanırsa, piyasaların şu an ulaştığı düşünülen diplerden daha derinlerde yeni diplere ulaşılabilir.
Dileğimiz tabiki ikinci dalgayı başlatacak bu şartların hiç gerçekleşmemesi ve yeni ABD başkanı Obama’nın 20 ocakta göreve geldikten sonra bu dalgayı önleyecek paketleri açıklayarak ikinci dalga hakkındaki tedirgin bekleyişi sona erdirmesi.

Türkiye’de neler oluyor ?

Referans gazetesinde çıkan bir haber, krizin Türk tüketicisini nasıl etkilediğini göstermesi açısından güzel bir kaynak olmuş. Haberin özetinde, özellikle Anadolu’da araç kredisi alıp geri ödemede zorlanan tüketicilerin araçlarına haciz koyulması nedeniyle, bankaların araç parklarının yerel oto galerilerden daha fazla araç çeşitliliği içerdiğinden bahsediliyor.

Konuyu destekleyecek detay olarak; VDF Genel Müdürü Kemal Ören tarafından yapılan açıklamada “VDF’nin hakkında yasal takip işlemi başlattığı araç sayısında 18 ay öncesi ile karşılaştırıldığında sayıda %100’e varan bir artış olduğu” bilgisi paylaşılmış.

Bankaların daha agresif tahsilat polikaları izlemeye başladığından, yine önceki yazılarımızda bahsetmiştik. İlgili haberde bu tespitimizi destekleyen, isminin açıklanmasını istemeyen bir banka yetkilisi tarafından yapılan açıklamada, yasal takiplerin artışının beklenen bir durum olduğuna dikkat çekilerek, “Sorunlu kredilere yasal takip öncesi 3 ay süre tanıyorduk. Son alınan karar ile bu süreyi iki aya indirdik” açıklaması yer alıyor.

Konuyla ilgili çeşitli nüfusun daha az olduğu illerden örnekler verilmiş. Adıyaman’da 400 aracın son üç ayda bankalar tarafından haciz edildiği, banka tarafından aranan araçların trafik polislesince bağlanması, 40’ın üzerinde evin yine bankalar tarafından haciz işlemleri başlatılarak satışa çıkartılmış durumda olduğundan bahsediliyor.

Yalova’da olan bitene ise Yalova Yediemin yetkilisi tarafından yapılan açıklama ışık tutuyor. Ülkü Söyren son birkaç ayda haczedilip satışa gelen araçların sayısında çok ciddi bir artış olduğuna dikkat çekmiş. “Yüzde 60-70’lere varan bir artış söz konusu” diyen Söyren, sadece son 10 günde gelen araç sayısının 60’ı geçtiğini söyledi. Bu artışın sadece kendilerine özgü olmadığını, bölgedeki birçok yedieminde benzer bir yoğunluğun başgösterdiğini dile getiren Söyren, “Son 10 günde gelen 60 aracın sadece 2’si muayene işlemleri olmadığı için bağlanmış. Geri kalanı borçları yüzünden getirildi” diye konuşmuş.

Rakamların ne kadar abartıldığını tahmin etmek kolay değil ama haberin ciddi bir basın kuruluşu tarafından yayınlandığını düşünürsek, büyük ihtimalle verilerin doğru olup olmadığının teyidinin yapılmıştır.

Bankalar ne yapmalı ?

Dışarıdan baktığımızda, daha önce burada sizlerle içindeki bazı bilgileri paylaştığımız bankacılık sektörü yönetici kesimi beklenti anketinin sonuçlarının, beklentiden gerçeğe dönüştüğünü görüyoruz. Peki bankaların gerçekten yapmaları gereken uygulama bu mu?

Özellikle Anadolu’da ödemeyi aksatan müşterinin borçlarını vakit geçirmeden yasal takip vasıtası ile tahsil kabiliyetine ulaşmaya çalışmak, zaten az nüfus yoğunluğu nedeniyle yavaş seyreden ekonominin iyice durmasına sebep olabilir. Özellikle İstanbul ve Ankara’da yerleşik bulunan bankaların genel müdürlükleri, alacak yönetimi konusunda organizasyonlarını revize ederek politikalarını nüfus yoğunluğu az olan illerde farklılaştırmadıkları sürece, krizin etkilerini Anadolu’da yerleşik tüketiciler daha şiddetli hissedecek gibi gözüküyor.

Bu durumda Anadolu’daki kredi alacakları için büyük şehirlerden farklı illerde bulunan tüketiciler için farklı politikalar ve yaklaşımlar (uygun özelliklere sahip müşterilerin kredilerinin yeninden yapılandırılması gibi) izleyecek bankalar, kriz sonrasında bu bölgelerde büyük atılım yapma potansiyeli taşıyor. Krizin derinleştiğinde, finansman ürünleri geri ödemelerinde zorluk tüketiciler arasında doğru kişilere doğru alternatiflerle yaklaşacak bankalar, kriz sonrası müşterilerini ve yatırımlarını garanti altına alabilirler.

Gazetelerde okumuşsunuzdur, kredi kartına taksitle kontör satan bazı şirketler, kredi kartı borcu nedeniyle sıkıntı çeken tüketicilerin kredi kartına nakit ödeme yaparak tüketicinin borcunu kapatıyor ve daha sonra bu tutara bankanın uyguladığı faizlerden daha hesaplı bir faiz ekleyerek, tutarı tüketicinin kredi kartından 12 ay taksitli kontör alımı olarak geçiriyorlar. Bu tür mağazaların yaptığı, tüketicilerin faize konu olan borçlarını taksitle tekrar bankaya yükleyerek yeniden yapılandırmak ve aradan komisyon almak. İlgili haberler çıktıktan sonra bankalar bu tür üye işyerlerini tespit etmeye başladılar bile. Ancak belki de bu yönteme karşı çıkmak yerine müşteriler için benzer bir ödeme sistemi oluşturmak, borcun geri ödenmesinde hem banka hem de müşterinin yararına olabilir.

Türk halkı suistimal edildiğini düşünmediği veya köşeye sıkıştırıldığını hissetmediği sürece borcuna sonuna kadar sadıktır. Bankaların bu durumu görerek her iki tarafın çıkarına uygun ürün ve çözümler ile tüketicilerin karşısına çıkacağı günlerin yakın olduğu umut ediyoruz. Ama böyle bir fırsat çıkana kadar, kredi kartı ve diğer tüketici finansman ürünlerinin geri ödemesinde zorluk çeken tüketicilerin, gerekirse tüm harcamalarını asgariye indirerek borç geri ödemelerinde gerekli asgari tutarı yatırmaya mutlaka özen göstermelerini bir kez daha hatırlatıyoruz. İdari ve kanuni takip aşamaları, banka ve tüketici arasındaki borç ilişkisini adli boyuta taşıyarak iki taraf için de kayıp olacağı gibi, sonrasında kanuni takibe uğramış müşterilerin başka kurumlar ile borç ilişkisine girmelerine de kesinlikle engel olmaktadır.