Tüketici Finansmanı ve Bireysel Yatırım
Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

Tuketicifinansman.net | 23 Kasım 2017

Yukarı dön

Yukarı

Tüketici Finansmanı ve Bireysel Yatırım

Editör | Son güncelleme: 04 Ocak 2011

TuketiciFinansman.net’e başlarken tüketicileri bilinçli finansman tercihlerinde yardımcı olacak özgün içeriği güncel olarak yaratmak ve internet kullanıcısı Türk tüketicisi ile paylaşmayı hedeflemiştik. Yaklaşık 14 aydır tüketici doğru tüketici finansmanı ürününün doğru tüketiciye ulaşmasına yardımcı olacak ipuçları, kullanım kolaylıkları, tanıtım ve incelemelerin bulunduğu özgün makalelerimize yatırımı da dahil etmeye karar verdik.

Bireysel Yatırım ve Tüketici Finansmanı

Tüketici finansmanı ile bireysel yatırım zıt kutuplar gibi gözükse dahi, biri olmadan diğerinin varlığını sürdürmesi mümkün olmadığını söyleyebiliriz.

Projemize başlarken tüketici finansmanı ile ilgili tanımı okuyucularımız ile paylaşmıştık. Tekrar özetlemek gerekirse, tüketici finansmanı, geleceğe yönelik gelirleri teminat göstermek suretiyle tüketim ihtiyaçlarını karşılamak için borçlanmaktır. Tabiatıyla tüketiciler için finansman maliyetleri (faiz vb. gibi borçlanma işlemi nedeniyle tüketiciye yansıtılan diğer maliyetler) önemli bir kriter oluşturuyor. Finansman maliyetlerini belirleyen unsurların başında ise finansman talebini karşılayacak kadar kaynak olup olmaması gelir. Ekonominin temelini oluşturan arz ve talep dengesi burada da kendini gösteriyor; finansal kaynakların fiyatını, yani faizleri belirleyen unsur da arz ve talebin kesişim noktası oluyor.

Finansman için kaynak sağlamak

Tüm dünyada finansman için gerekli kaynağın bir bölümünün bireysel tasarruflardan sağlandığı bir gerçek. Tüm dünya üzerinde gelirinden daha azını harcama becerisine sahip birikim yapabilen gerçek veya tüzel kişiler, bu birikimleri belli kişisel risk tercihlerine göre belirledikleri sermaye piyasası yatırım araçlarında değerlendirirler. Kurumsal ve bireysel finansman ihtiyaçları, bu yatırım araçlarındaki biriken kaynaklardan belli bir getiri oranı ve vade karşılığında karşılanır.

Bir başka deyişle; mevduat ve diğer sermaye piyasası araçlarıyla tasarrufun yaygın olduğu toplumlarda, finansman maliyetleri diğer toplumlardan daha düşük oluyor.

Masterindex Ağustos 2008 Araştırma sonuçları

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir haberde dünyanın en büyük ödeme sistemlerinden Mastercard tarafından gerçekleştirilen Masterindex araştırmasının sonuçlarına dayanarak Türk halkının çoğu tasarruf yapmadığının altı çizilmiş. Araştırma sonuçlarıyla ilgili bir bölümü burada yorumlarımızla paylaşacağız.

Altına hücum var

“Kart kullanım alışkanlıklarına ve yatırım eğilimlerine ilişkin Türkiye’nin kentsel nüfusunu temsil eden 11 il merkezinde 1000 kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre, 2000’li yılların başında yüzde 1’i geçmeyen altına tasarruf yapma eğilimi, Ağustos 2008’de yüzde 12’lik tercih oranı ile tasarruf araçları arasında liderliğe yükseldi.”

2008 başından son üç aya kadar geçen süre içer,sinde aşırı değerli Yeni Türk Lirası nedeniyle, türk tüketicisi döviz yerine altına yüklendi. Özellikle yıl içerisinde altın fiyatlarındaki aşağı yukarı dalgalanmalar dövizde pozisyon alanlar ile kıyaslandığında daha çok kar realizasyon fırsatı çıkartığı için 2008 yılının ilk sekiz ayında altına yatırım eğiliminde büyük bir artış yaşandı.

Tasarruf konusunda katetmemiz gereken daha çok yol var

“Araştırmanın Ağustos 2008 sonuçlarına göre, geçmiş yıllarda “popüler” seçeneklerden biri olan bankaya yatırma (banka faizi), yüzde 5’lik tercih oranı ile geri planda kaldı. Türk halkı, son dönemde hisse senedi ya da banka faizi gibi yatırım araçlarını terk ederek geleneksel yatırım araçlarına döndü.”

Altının geleneksel bir yatırım aracı olarak gösterilmesi ve mevduatın gösterilmemesi ülkemizde bireysel tasarrufların hala ekonomik sistemin dışında değerlendirildiğini göstermesi açısından üzücü. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi ekonomik sistemde faaliyet gösteren kurumlardan sağlanan finansman maliyetlerinin düşebilmesi için, bireylerin tasarruflarını da söz konusu kurumlar vasıtasıyla mevduat ve sermaye piyasası araçlarında değerlendirmesi gerekiyor. Bu artışı sağlayamadığımız sürece bu kurumlar, Türk piyasalarının finansman ihtiyaçları için kaynakları yurt dışından sağlamak durumunda kalacaklar. Yurt dışından sağlanan kaynakların maliyetinin büyük bir kısmını tekrar yurt dışına aktaracağız. Ayrıca kaynağın yurt dışından bulunması nedeniyle, kaynağın ülkemize gelmesine kadar geçen süre içerisinde başta aracı olanların komisyonları olmak üzere birçok ek maliyet yükleniyor.

Türk halkının yüzde 64’ü tasarruf yapmıyor

“Kadınların tasarruf yapma eğilimi erkeklere oranla ön planda yer alıyor. Erkeklerin ellerine geçen fazladan para ile borç ödeme, yeni iş kurma ve işini geliştirme eğilimleri kadınlara göre ağır basarken, kadınların ev alma, eğitim, sağlık harcamaları, altına yatırım yapmak ve alışveriş tercihleri ön plana çıkıyor.”

Türkiye’de cumhuriyet kurulduktan sonra ilk on sene içerisinde Türk halkı, Osmanlı devletinden kalan büyük borçlara ve büyük sıkıntılara rağmen dişinden tırnağından arttırdığı birikimlerle ülkeyi baştan kurdu. Türk sanayiinin kuruluşu, ülkenin demirağ ile örülmesi (Türkiye tarihinin en fazlar demiryolu döşenmesi yine bu dönemde gerçekleşmiştir), İşbankası’nın, TC Merkez Bankası’nın kuruluşu, tamamiyle o dönemde vatandaşlarımızın birikimiyle yapılmış olması, tasarruf bilincinin bir ülkenin gelişiminde ne kadar önemli olduğunun en büyük göstergesi.

Özal dönemiyle serbest piyasa ekonomisi ile tanıştırılan Türk halkına her nedense serbest piyasa ekonomisinin tüketim bacağı daha çok empoze edilmeye çalışıldı. İthalatın serbest kalması ve ülkede bir sermaye piyasası altyapısı olmaması ile ekonomik gelişim ve büyüme hedeflerine, halkı tüketime yönlendirilerek ulaşmaya çalıştılar. Türkler tarafından geleneksel olarak tasarruf, birikim ve yatırımların genelde ekonomik sistem dışında değerlendirilmesi nedeniyle ve gelirin ekonomi içinde sirküle etmesini teşvik etmek amacıyla özellikle tasarruf konusunun önemi üzerinde durulmadı. Bu politika ve yüksek enflasyon dönemleri nedeniyle geçen yıllar boyunca Türkiye, ülkesini Osmanlı İmparatorluğu’nun külleri arasından sil baştan kurmasına sebep olan tasarruf disiplininden kaçan, elindeki parayı zorunda kalmadıkça biriktirmekten kaçınan, biriktirirken de ekonomik sistem dışındaki yatırım araçlarında (gayrimenkul, altın, lira vb.) kullanan bir profile döndü. Mastercard tarafından yaptırılan araştırmada kullanılacak örnek grubun Türk nüfüsunu gerçekçi olarak temsil ettiğini kabul edersek, iyimser bir tahminle türk halkının %64’ünün tasarruf yapmadığını görüyoruz.

Öncelikli hedef başı sokacak bir yuva

“Türk halkı, eline geçen fazla para ile öncelikle ev alacağını belirtiyor. Araştırma kapsamında görüşülen kişilerin yüzde 37’si ellerindeki fazla parayı gayrimenkul alımıyla değerlendirmeyi planlıyor. İkinci sırada ise borç ödemek ve otomobil almak geliyor.”

Yukarda da görüldüğü gibi araştırmada ele geçen para ile öncelikli olarak ev almak genel trend. İlgili soruda “ele geçen fazla para” gibi bir tanım kullanılması ve giderlerden kısarak, gelirlerden artırmak suretiyle birikim yapmaktan bahsedilmemiş olması; bir önceki başlıkta bahsettiğimiz halkı tüketime yönlendirilen tüketim politikalarının, gerek kurumlar gerekse devlet tarafından uygulanmaya devam ettiğinin en büyük katını olduğunu düşünüyoruz. Fazladan ele geçen paranın tanımı üzerinde düşününce aklımıza ilk gelen ne olabilir? Miras, prim veya şans oyunları sonucunda fazladan para geçer, giderlerden kısarak ele fazladan para geçmez.

Mortgage bir umut oldu, ancak…

Araştırmada “ele geçen fazladan parayı” gayrimenkulde değerlendirme konusundaki meyil ve Türkiye mortgage kredilerinin kanuni altyapısını geliştirmek üzerine yapılan çalışmalar, en azından bu eğilimin kullanılarak Türk ekonomisini güçlendirecek gerekli kaynakların sermaye piyasalarına aktarımını sağlayabilecek bir olumlu gelişme olarak değerlendiriliyor. Ancak global kriz nedeniyle uzun vadeli konut kredilerinde vade, faiz ve menkul kıymetleştirme kısmında belirsizlik ve güvensizlik ortamı nedeniyle bu umutları başka bir bahara ertelememiz gerekiyor.

Bireysel yatırım için ne yapmalı ?

Tüketimin devamlılığının, bir ülkenin ekonomik istikrarı için önemli bir faktör olduğu şüphe götürmez. Bireysel yatırımlar için ülke olarak daha hesaplı finansman kaynaklarına ihtiyacımız olduğuna hiç şüphe yok. Bunun sağlanması için özellikle paranın maliyetlerinin dalgalı olduğu bu dönemlerde toplum olarak tasarrufa yönelmemiz gerekiyor. Bir başka deyişle harcamalarımızı azaltarak, kazandığımızdan daha azını harcamaya dikkat ederek tasarruf etmeli ve tasarruflarımızı ekonomik sistemin içersinde yer alan mevduat, yatırım fonu, tahvil, bono gibi sermaye piyasası araçlarında değerlendirerek; kendi kaynaklarımızı kendimiz yaratmaya çalışmamız lazım. Giderlerimizi kısarak elde ettiğimiz tasarrufları ekonomik sistem içerisindeki sermaye piyasası araçlarında değil de gayrimenkul ve altın gibi yatırım araçlarında değerlendirmemiz tüketimi etkileyip sistemde dolaşan kaynaklarda kayıba sebep olacağından, bu ekonomiyi olumsuz etkileyecektir.

Sermaya Piyasası Araçları

Dediğimiz gibi tasarruf ve yatırım şart ancak, TuketiciFinansman.net olarak kimseye yatırım danışmanlığı hizmeti veya yatırım tüyosu vermeyi düşünmüyoruz. Sitemizde yer alacak yatırım kategorisinde, tasarruflarını sermaye piyasası araçlarında değerlendirmek isteyen tüketicilere getiri ve risk beklentilerine uygun ve doğru sermaye piyasası araçlarını tanımalarına yarıyacak içerik sağlamayı hedefliyoruz. Yatırım fonu, tahvil, bono, mevduat, hisse senedi, repo gibi yatırım araçlarını hepimiz duymuşuzdur. Peki bu yatırım araçlarının tam olarak ne kadar tanıyoruz? Hangi sermaye piyasası aracı ne zaman tercih edilmelidir. Bu ürünleri karşılaştırken dikkat edilmesi gereken konular nelerdir? İşte bu sorulara kendimiz için cevap ararken, bulduklarımızı ve öğrendiklerimizi sizlerle Yatırım kategorisi altında paylaşıyor olacağız.